Toplum olarak dünyadaki kostümümüz olan bedenimize o kadar ehemmiyet veriyoruz ki, o kostümün içindeki asıl benliğimizi unutuyoruz. Kimse dünyaya dış görünüşünü seçerek gelmedi ve bu kimsenin başarısı veya başarısızlığı değil. Demek istediğim şu ki:
Dış görünüşümüz bizim tercihimiz değildir.
Ailemizin tercihi değildir.
Genlerimizin tercihi değildir.
Atomlarımızın tercihi de değildir.
O tercih tek, seni yaratan Cenab-ı Hakk’a aittir.
O yüzden insanları sadece bir et parçası olarak görmekten ziyade, bu kostümün içindekini görebilmektir asıl mesele.
X kişisi mavi gözlü, Y kişisi uzun parmaklı, Z kişisi yuvarlak suratlı ise “Tebrikler, harika tercih” demek gibi saçma bir mantık yoktur. Komik ama aynı zamanda ilginç çünkü karşınızdaki kişilerle de ilk muhatabımız bedendir. Ne zaman ruha ulaşırsak kişiyi ancak öyle tanıyabiliriz. Bu yüzden toplumda beden, genelde öncelikli referans olur ve çoğunluk, insanı dışındaki kostümden ibaret tanır.
Kişinin kendini dışındaki kostümden dolayı sevmemesi de kendine yaptığı çok büyük bir acımasızlıktır. Onu yaratan sanatçıya da büyük bir haksızlıktır.
Çok başarılı bir ressam düşünün. Bu ressamın mükemmel bir resmi var. Öyle ki o ressam bu resmin bütününün ilmine sahip. Her şeyi olması gerektiği yere, ölçülü ve inanılmaz bir düzen içinde çizmiş. Resminde fizik, kimya, biyoloji, coğrafya, tarih… ne ararsanız var. Ayrıca ressam da bunların hepsine ayrıntısıyla hâkim.
Eğer o resimdeki kırmızı bir boya damlası tutup “Ben kırmızı olmak istemiyorum, pembe olmak istiyorum; rengimi beğenmiyorum” dese hem o ressama haksızlık eder hem ressamın bilgisine haksızlık eder hem de bu onun ressama olan güvensizliğini ifade eder. O kırmızı boya damlası, bu intizam ve nizam içindeki sanatın bütününe hâkim olmadığı için oradaki ehemmiyetini ve olabilecek en iyi konumda olduğunu idrak edemez. Ancak onu var eden sanatkârın sonsuz ilim, irade ve kudretinin olduğunu bilirse ona sonsuz güvenir ve hamdeder.
Yazının başında değindiğim güzel ve çirkin kavramlarından da bahsetmek isterim. Günümüzdeki güzellik, gerçekten hiçbir dayanağı olmayan, herhangi bir dogmatikliğe sahip olmayan, yıldan yıla hatta aydan aya değişen, topluma dayatılmış bir algıdır. Kişinin kendini başkalarının tercih etmesidir. İşte bu insanlar birer kostüm kölesidir. Kim ne derse desin “he” diyen, hiç “acaba” demeyen, sürü psikolojisiyle akın akın bilinçsizleşen, kendi kontrolünü başkalarına devretmiş insanlardır kostüm köleleri.
Unutmamalıyız ki beden sadece ruhun aracıdır. Ziyaretçi olduğumuz dünyada kullandığımız bir kostümdür. Ne vakit bu ziyarethaneden çıkacağız, işte o vakit beden toprak olup gidecek, geriye tek ruh kalacak. Yani sen kalacaksın. Sence de beden bu kadar mühim olsa ortalama 60–70 sene yaşayıp gitmesi normal olur muydu?
Yani demem o ki,
İnsan tek bedeniyle değil, ruhuyla da ilgilenmeli,
Tek bedenini değil, ruhunu da süslemeli.
Yoksa önemsediğin o tek beden gün gelir seni terk eder ve sen yıpranmış, hastalanmış, belki sana küsmüş ruhunla kalakalırsın.

Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Nuriye Kübra Gümrükçü

Bir Cevap Yazın